Uzlaşmacı Bir Türü Kavgacı İlan Etmek: Köpek Eğitiminin Kavramsal Krizi
- Mehmet C. Keles

- 17 Kas 2025
- 6 dakikada okunur
Köpek sahipliği, çoğu insan için güçlü bir bağlılık ve yakınlık hissiyle başlar; ancak bu duygunun yanına, köpeğin davranışlarını anlamayı, beden dilini okumayı, korku ve kaygı belirtilerini ayırt etmeyi, sınırlarını ve taşıyabildiği duygusal yükü tanımayı öğreten sistemli bir eğitim çoğu zaman eşlik etmez. İnsan, köpeğine içgüdüsel olarak sevgi verir; fakat neyin oyun, neyin uyarı, neyin korku, neyin savunma davranışı olduğuna dair bilgisini genellikle rastlantısal deneyimler ve kulaktan dolma bilgiler üzerinden kurar.
Bu nedenle ilişki ilk kez ciddi biçimde sarsıldığında –bir ısırma girişimi, kontrol edilemeyen havlama krizleri, diğer köpeklerle yaşanan gerilimler ya da ev içinde artan huzursuzluk gibi durumlarda– sahip, kendi sezgisinin yetmediğini hisseder ve doğal olarak bu boşluğu doldurabilecek bir uzman figürüne yönelir: köpek eğitmenine. O andan itibaren eğitmen, yalnızca teknik müdahale sunan bir uzman olmaktan çıkar; köpekle hangi kelimelerle konuşulacağını, evde ilişkinin hangi çerçevede kurulacağını ve sahibin zihninde köpeğe hangi gözle bakılacağını belirleyen başlıca referans noktası hâline gelir.
Köpek eğitmenliği, kaçınılmaz olarak bir dil mesleğidir. Eğitmen, köpeğin davranışını tercüme eder; köpeğin duygusunu, zorlanmasını, ihtiyacını söze döker. Sahip de bu tercümeyi gerçek kabul eder. Dolayısıyla bir eğitmen “Bu köpek agresif” dediğinde, aslında sadece bir gözlemini paylaşmaz; köpeğin kimliğini sahip adına tanımlar. Bu tanım, çoğu zaman sorgulanmaz, tartışılmaz, revize edilmez. Köpek sahibi, eğitmenin bilgisini ve otoritesini kendi sezgilerinin önüne koyar.
Eğer o göz, her hırlamaya, her patlama anına, her zorlanmaya “agresyon”, “dominans”, “liderlik sorunu” diyorsa; bu yalnızca yanlış bir kelime seçimi değildir. Bu, köpek–insan ilişkisinin zeminine ihanet eden, köpeği tehlike ve itaat ekseninde sıkıştıran bir söylem üretimidir.
Böylece, “Agresyon problemi”, “Agresif köpekler”, “Dominant köpek” gibi ifadeler sosyal medya ve reklam dili olmaktan çıkar; insan zihninde bir hakikat rejimine dönüşür. İnsanın yanında binlerce yıl boyunca var olabilmesini, uzlaşmacı, işbirlikçi ve çatışmadan kaçınan doğasına borçlu olan köpek, bir köpek "uzmanı" tarafından agresif ilan edilir. Bu bakış açısı, köpek sahibi için üç temel sonuç doğurur.
Birincisi, köpeğine karşı duyduğu merakın yerini korku alır. Birkaç gün önce havladığında “neden korktu?” diye merak ettiği köpeği, şimdi “acaba ne zaman saldırır?” kaygısıyla izler. Kontrollü, dengeli bir müdahale için değil; olası bir tehlikeyi engellemek için tetikte bekler. Köpek, sahibinin beden dilindeki bu ince değişimi okur: gerginlik, kaçınma, tedirginlik. Köpeğin güven duygusu sarsılır. Sahip kendisini geri çektikçe, köpek de daha huzursuz, daha kaygılı, daha tetikte hâle gelir.
İkincisi, ilişki zemini güven merkezli olmaktan çıkar, kontrol merkezli hâle gelir. Eğitmen, teorisini “liderlik”, “üstünlük”, “otorite kurma” gibi kavramlarla besliyorsa, sahip de aynı dili benimser. Köpek, “anlaşılması gereken bir birey” olmaktan çıkar; dizginlenmesi gereken bir riske dönüşür. Bu da baskıcı, cezalandırıcı ya da en hafif hâliyle sürekli kısıtlayıcı yöntemlerin sahibin nezdinde meşrulaşmasına yol açar. “Agresif köpek” etiketi, sert müdahaleleri haklı gösteren bir gerekçe işlevi görür.
Üçüncüsü, köpeğin sosyal hayatı daralır. Agresif olduğu söylenen bir köpeğin daha az dışarı çıkarılması, diğer köpeklerle daha az temas etmesi, izole edilmesi, kalabalıktan uzak tutulması sık görülen bir sonuçtur. Sahip, köpeğini koruduğunu düşünürken aslında onun tam da ihtiyaç duyduğu deneyimlerden mahrum bırakır: kontrollü temas, güvenli sosyalleşme, olumlu karşılaşmalar, duygusal kapasitesini genişletecek yaşantılar. İzolasyon arttıkça korku ve hassasiyet büyür; büyüyen korku daha fazla saldırgan davranış üretir. Başlangıçta yalnızca eğitmenin dilinde var olan “agresyon problemi”, zamanla kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür.
Oysa çoğu durumda eğitmenin “agresyon” dediği şey, korku temelli saldırgan davranışlardan ibarettir. Köpek, bir insana ya da başka bir köpeğe saldırgan davranış gösterdiğinde, bu davranışın arka planında çoğu zaman güvende hissetmeme, tehdit algısı, kontrol kaybı ve yalnızlık vardır. Köpeğin beyni, “Burada tahammül edebildiğim bir düzen yok, kendimi korumalıyım” demektedir. Bu duygunun üzerine “agresif” etiketi yapıştırıldığında, köpeğin iç dünyası görünmez hâle gelir. Davranış, duygudan koparılır, öze yazılır.
Eğitmen, köpeğin saldırgan davranışını, “karakterinin agresifliği” olarak sunduğunda, köpeğin hak ettiği anlayışı elinden almış olur. Aynı anda sahibin sorumluluk duygusunu da yaralar. Çünkü “korkan köpeği anlamak” ile “agresif köpeği kontrol etmek” arasında, hem duygusal hem etik düzeyde derin bir fark vardır. İlki yan yana durmayı, ikincisi karşı karşıya durmayı gerektirir.
Burada bir başka önemli nokta daha vardır: Eğitmen kendisini nasıl konumlandırmaktadır?
Eğer eğitmen, rolünü “sorun çıkaran köpeği düzeltmek” olarak görüyorsa, dili de buna göre sertleşir. Köpek, üzerinde çalışılması gereken bir problem objesi ya da bozuk bir ürüne indirgenir. Eğitmen, köpeği “sahibine rağmen kontrol altına alan” kişi rolüne girer. Bu rol, kısa vadede etkileyici görünebilir. Sahip, bir iki seansta köpeğinde dramatik bir “düzen” görmeyi etkileyici bulabilir. Ancak çoğu zaman bu “düzen”, bastırılmış bir duygunun sessizliğidir. Korku içeriye çekilir; içten içe derinleşir.
Modern bir bakış açısından eğitmenin rolü bambaşkadır. Eğitmen; köpek ile insan arasındaki iletişimi düzenleyen, duygusal ve sosyal bağın yeniden kurulmasına yardım eden, her iki taraf için de dili sadeleştiren bir ara yüzdür. Bu rol, etiket üretmekten çok, bağlam açmayı gerektirir. “Bu köpek agresif” demek yerine, “Bu köpek belirli durumlarda korktuğu için saldırgan davranışlar gösteriyor olabilir, gelin bu durumları ve korkunun kaynağını birlikte inceleyelim” demeyi gerektirir. Eğitmenin asıl uzmanlığı, köpeğin taşma noktalarını okumak ve sahibine bu durumları empati yapabileceği şekilde anlatabilmektir.
Köpek eğitmenlerinin köpek sahipleri üzerindeki etkisi çoğu zaman fark edilenden çok daha derindir. Eğitmen, bir seans boyunca yalnızca köpekle ilgilenmez; sahibin köpeğine dair iç anlatısını da şekillendirir. Bir cümle, yıllar sürecek bir ilişkinin tonunu belirler. Bu yüzden köpek eğitmenleri konuşurken kelimelerini çok dikkatli seçmelidir. “Agresif”, “dominant”, “inatçı”, "baskın", “kötü huylu” gibi etiketlerin rastgele kullanımı, yalnızca terminolojik bir sorun değildir. Bu, köpek–insan ilişkisine müdahale eden, çoğu zaman da ilişkiden yana değil, kontrolden yana tavır alan bir müdahaledir.
Tüm bunlar olup biterken, köpeğin içinde bulunduğu duygusal durum çoğu zaman arka planda kalmaktadır. Korkan, endişelenen, duyusal olarak baş edemeyen, gerekli refah koşulları sağlanmamış bir köpek, “karakteri agresif” olan bir canlı gibi anlatılmaktadır. Oysa bildiğimiz şey şudur: Saldırgan davranışların çok büyük bir kısmı korku temellidir, güven eksikliğinden beslenir ve çevresel/ilişkisel koşullarla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Eğitmen olduğu iddia edilen biri, bu gerçekliği bilmeden ya da bilip göz ardı ederek köpeği “agresif” diye damgalıyorsa, yalnızca kavramsal bir hata yapmamakta; köpek ile insan arasındaki adalet dengesini de bozmuş olmaktadır.
Burada eğitmenlerin niyetinden bağımsız, yapısal bir noktaya da bakmak gerekir. Köpek eğitimi piyasası, büyük ölçüde “problem çözme” vaadi üzerinden çalışır. “Zor köpek uzmanı”, “ısıran köpeklerde uzman”, “tehlikeli ırkla özel çalışma” gibi ifadeler, hem korkuyu hem de umudu aynı anda besleyen başlıklardır. Köpeğini kaybetmek istemeyen ama endişelenmeye başlamış biri için bu söylem çekicidir. Fakat bu dilin arka planında çoğu zaman köpeğin korkusunu, kaygısını, travmasını anlamaya dönük bir çaba değil; davranışı hızla bastırmaya dönük teknikler vardır. Hızlı değişim, duygusal derinliği olmayan, yüzeysel bir itaat görüntüsü üretir. Uzaktan bakıldığında “agresyon çözülmüş” gibi görünür; oysa altta yatan korku derine itilmiştir.
Köpek eğitmenlerinin görevi yüzeysel tanımlamalar üretmek değil, anlaşılabilir bağlamlar oluşturmaktır. “Agresyon problemi” gibi yanlış anlaşılmaya müsait bir kavramı kullanmak yerine, şu soruları sormayı öğretmek gerekir: Bu davranış ne zaman ortaya çıkıyor? Kime karşı yöneliyor? Öncesinde beden dili ne söylüyor? Bu köpek ne kadar yalnız kalıyor? Günlük rutini ne kadar öngörülebilir? Geçmişinde neler yaşamış? Hangi durumlarda daha sakin, hangi durumlarda daha taşkın?
Bu sorular sorulmadığında, eğitmen köpeğin duygusal haritasını çıkarmak yerine, korkusunun üzerine etiket yapıştırmış olur. Oysa köpeği anlamak, tam da bu haritayı çizmekle mümkündür. Eğitim pratiği komut öğretmekten ibaretse, korkuyu, güvensizliği ve duygusal zorlanmayı da ele almakta başarısız olur. Bunu yapmadan "saldırgan davranışlar azaldı" demek, ancak semptomun sesini kısmak ya da frekansı karıştırmak olur.
Köpek sahiplerinin bakış açısını bozan ve zedeleyen şey, işte bu yüzeysellik ya da aceleciliktir. Eğitmenin ağzından çıkan “agresif”, “dominant”, “problemli” gibi kelimeler, köpek sahibinin iç dünyasına korku ve suçluluk ekler. “Ben köpeğimi yeterince domine edemedim”, “Lider olamadım”, “Köpeğim kötü huylu” gibi cümleler, köpek eğitmenlerinin ektiği kötü tohumların filizleridir. Bir süre sonra sahip, köpeğine eşlik eden, onun yanında duran biri olmaktan çıkar; onu kontrol etmesi, düzeltmesi, yönetmesi gereken bir “sorun kaynağı” olarak görmeye başlar. Aynı evin içinde iki ortak değil, birbirine karşı konumlanmış iki taraf oluşur. Köpek–insan ilişkisi, dayanışma zemininden çatışma zeminine kayar.
Bu nedenle, köpek eğitmeni kimliğini sahiplenen herkesin kendine sorması gereken temel soru şudur: Ben köpeği ve sahibini nasıl bir dille birbirine anlatıyorum? Korkuyu büyüten, etiketi ağırlaştıran, baskıyı meşrulaştıran bir dil mi kullanıyorum; yoksa korkuyu görünür kılan, davranışı bağlama yerleştiren, adaleti gözeten bir dil mi?
Eğitmenler, her seferinde şu cümleyi kendilerine hatırlatabilirler: Bu köpek, davranışlarında saldırganlık gösteriyor olabilir; ama bu onun agresif ya da doğası gereği tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Büyük olasılıkla korkuyor, zorlanıyor, tek başına bir duyguyla baş etmeye çalışıyor.
Eğer köpeklerle adil bir ilişki kurmak istiyorsak, önce kelimelerle dürüst olmak zorundayız. Kullandığımız dili sorgulamak, köpeğin doğasını savunmanın ve köpek sahibinin iyi niyetli bakış açısını korumanın bir parçasıdır. Eğitmenin dili, köpeği bastırmak için değil; adil, yapıcı ve anlaşılır bir tercüman olmak, ilişkiyi onarmak, uzlaşma alanı açmak ve çatışmadan uzak duran etik bir eğitim anlayışını mümkün kılmak için kullanılmalıdır.
Köpeğin bedenine nasıl dokunduğumuz kadar, hakkında nasıl konuştuğumuz da onun hayatını belirler. Eğitmen, bu dilin en güçlü üreticisidir; bu yüzden kelimelerini yalnızca mesleki değil, ahlaki bir dikkatle seçmekle yükümlüdür. Çünkü kimi zaman bir köpeğin dünyası, bir eğitmenin ağzından çıkan tek bir kelimeyle daralır; kimi zamansa yine tek bir kelimeyle genişler.
Mehmet Cihat Keleş / Kasım 2025




Yorumlar